Harvard Üniversitesi’nde nasıl ders işliyorlar?
Elbette her üniversite hocası kendine göre ders işler. Harvard Üniversitesi’nde de durum çok farklı değil.

Ancak lisans sonrası (master ve doktora) düzeyinde bir dersin nasıl yapıldığını paylaşmak istiyorum. Bu derslerde öğrenmeyi sağlamak için beş-altı temel araç kullanılıyor. Türkiye’deki üniversitelere ve hocalara ilham verebileceğini düşünerek paylaşmak istiyorum. Mutlaka bu uygulamaları ve daha da fazlasını da yapan hocalarımız, üniversitelerimiz olabilir.

Öncelikle ders notlarını ve ilgili kaynakları nereden temin ediyorsunuz? Dönemin başında Harvard Üniversitesi’nin kitabevi olan Coop’a gidiyorsunuz. Dersinizin kodunu söylüyorsunuz. Üçüncü katta rafların içine, belirli bir dersle ilgili olan tüm kitapları yerleştirmişler. Örneğin, diyelim MGMT S4150 dersini alıyorsunuz, bu dersle ilgili dönem içinde okunacak 12 kitap, dersi alan öğrenci sayısı kadar bu raflarda yer alıyor. Kitapları kolaylıkla alıp gidiyorsunuz. Kitabevi, kitapları dönem sonunda belirli bir indirimle geri alıyor.

Dersin hocası, dönemin başında dersin tüm planını paylaşıyor. Böylece öğrenciler, her derste hangi konunun işleneceğini, hangi okumaların hangi haftada yapılacağını biliyor. Okumaları / kitapları / vakaları okuyarak derse giden öğrenci, hocanın sunumunu izlerken makaleler / kitaplar / vakalar hakkındaki tartışmalara katılıyor.

Harvard Üniversitesi’nde bir hoca bütün öğrencilere ismiyle hitap edebiliyor. Hocanın kürsüsünde herkesin vesikalık resminin ve isminin olduğu bir tablo var. Hoca öğrencilerin isimlerini çalışıyor. Söz verirken böylece öğrencinin ismini kullanabiliyor. Ayrıca hoca derse girdiğinde sözlüye kaldırır gibi, birinin ismini söyleyerek doğrudan okumalar ya da vakalar hakkında yorumunu sorabiliyor. Aynı zamanda başka bir asistan, sınıftaki öğrencilerin katılımını ve katkısını takip ediyor.

Haftalık ders saatlerinin haricinde sınıfın tamamı ya da sınıfın büyüklüğüne göre, sınıftan gruplar hocanın asistanının liderliğinde özel bir ders saati aralığında buluşarak haftanın konu başlıklarını tartışıyorlar.

Sınıftaki tüm öğrenciler, belirli bir bloğa her hafta en az iki yazı yazmak ve arkadaşlarının yazılarına en az üç yorum yazmak zorunda. Derse katılmadan, okumaları yapmadan, vakaları çözmeden bloga bir şey yazmak imkânsız ve kendi yazdıklarınızın yanı sıra arkadaşlarınızın yazdıklarının hepsini okumanız gerekiyor. Ayrıca hoca, en beğendiği blog yazılarını sınıfta projeksiyondan yansıtarak öğrenciyi onurlandırırken sınıfta o yazıyı tartışmaya açıyor.

Bunların yanı sıra öğrenciler, beş-altı kişilik gruplar halinde grup sunumu yapmaları gerekiyor. İşin en çatallı yanlarından biri de bu. Sunumlar grup olarak yapıldığı için sunum başarısız olursa herkes kalıyor. Takım çalışması yapmayı zor yoldan öğreniyorsunuz.

Bütün bunlara ek olarak vize sınavınız, ödevleriniz ve final sınavınız var. Bütün bunların üstüne hâlâ bir şeyler öğrenemediyseniz Harvard’dan başka bir okul bulmanız gerekiyor. Tabii bu kadar çok öğrencilik faaliyeti için, çok az uyuyup çok çalışmanız gerekiyor.

Harvard Üniversitesi’ni Harvard Üniversitesi yapan başlıca unsurlardan biri de öğrencileri. Sınıf arkadaşımız olan 44 yaşındaki İsviçreli, kendinden emin görünüşlü, kıdemli yönetici uzun yıllar Zürih Havalimanı’nın genel müdürlüğünü yapmış. Ara vermeye karar vermiş ve bir yıl önce Massachusetts Intitute of Technology (MIT)’de master yapmaya ve Harvard’dan dersler almaya karar vermiş.
24 yaşında olan bir Alman genciyle arkadaşlarla sohbet ederken, kendisinin IBM’in Strateji bölümünde çalıştığını öğrendik. Kendisinin okulunu birincilikle bitirdiğini söyledim. Utanarak “Nereden bildin?” dedi. Ardından IBM’in strateji departmanında çalışan en genç kişi olduğunu söyledim. Çocuk iyice şaşırdı. IBM’in global strateji departmanında 50 kişi çalışıyordu ve ikinci en genç kişi 35 yaşındaydı.24 yaşında bir Kazak genç kızla tanıştık. Bu genç kız, üniversiteyi İngiltere’de bitirmişti. Danimarka’da Birleşmiş Milletler ofisinde çalışıyordu ve Harvard Üniversitesi’ne yaz okuluna gelmişti.Harvard Üniversitesi’nde, MIT’de ve Boston’un en iyi okullarında öğrenci ya da hoca olan çok sayıda Türk var. Ancak Harvard’da tanıştığım iki genç Türk’ten söz etmek istiyorum. Bir tanesi Sabancı Üniversitesi’ni bitirmiş. Yale Üniversitesi’nde bir yaz okulu tamamlamış, Almanya’da Almanca öğrenimi görmüş ve şimdi Harvard’da master yapıyor. Diğeri Hacettepe’de öğrenim görüyor; Erasmus programıyla Fransa’ya gitmiş ve o da Harvard’da eğitim alıyor.24 yaşında Singapurlu başka bir gencin öyküsü, iyice cesaret veriyor. Kendi finansal imkânları yetersiz olduğu için Harvard’a kabul edildikten sonra burs bulması gerekiyor. Singapur’da birçok şirketin kapısını burs için çalıyor. Sonunda bir şirket, Harvard’dan döndükten sonra kendi şirketlerinde çalışması kaydıyla bursu veriyor.Bu insanlara benzeyen Harvard Üniversitesi’nden sayısız örnek verebilirim. Hepsi fevkalade çalışkan, İngilizceleri mükemmel, buraya gelmeden önce birçok şey başarmış, hepsi çok akıllı, çok sosyal, nazik ve zarif insanlar. Şaşırtıcı başka bir ayrıntı, Harvard Üniversitesi’nde neredeyse hiç göremeyeceğiniz bir şey sigara; kimse sigara içmiyor. Hemen herkes de makul bir yeme içme düzenine sahip. Kendi ekip arkadaşlarımın hepsini Harvard’a gezmeye getirmek isterdim. Sadece bu insanları görmek bile ne kadar çok çalışmamız, zamanımızı ne kadar iyi kullanmamız gerektiği konusunda büyük bir motivasyon veriyor. Kafası karışık insanların, kafası net insanlarla karşılaşarak ne yapmaları gerektiğini bulmaları gerekiyor.Harvard Üniversitesi, Birleşmiş Milletler gibi. Amerikalılar neredeyse azınlıkta kalıyor. Yerleşkede her milletten insan var. Burada hangi ulusların daha yükseleceğine ilişkin de bir ipucu alabiliyorsunuz. Kişisel gözlemlerimde Harvard Üniversitesi içinde öğrenci nüfusu olarak Amerikalılardan sonra Hintliler, Asyalılar, Avrupalılar, sonra Güney Amerikalılar öne çıkıyor.Üniversitenin Etkinlik Bürosu, sürekli olarak etkinlikler düzenliyor. Şehir içi ve şehir dışı turlar; üniversite içi etkinlikler. Bu etkinlikler, öğrencilerin kendi sınıf arkadaşları dışında da tanışmalarını ve çevre edinmelerini sağlıyor. İki hafta içinde hiçbir okulda bu kadar çok insanla tanışmamış ve arkadaşlık kurmamıştım. Harvard’da öğrencilerin para kazanması için de sayısız fırsat var. Açıkçası bu fırsatların benzerlerini Türkiye’de görmeyi çok isterdim. Üniversite panolarında “XYZ Araştırması için laboratuvarda psikoloji testlerine cevap verecek öğrenciler aranıyor; saatine 25 dolar ödenecektir”; “Astım hastalığıyla ilgili bir araştırma için bir yıl boyunca haftada üç gün havuzda yüzecek öğrenciler aranıyor. Yıllık 6.000 dolar ücret ödenecektir” şeklinde ilanlar var. Özetle sürekli araştırma yapıyorlar ve bu araştırmaları makale olarak yayımlıyorlar.

Melih ARAT

BAĞLANTILAR